ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC), medya sektöründe çığır açacak bir karara imza atmaya hazırlanıyor. Cumhuriyetçi Başkan Brendan Carr, 6 Ağustos'ta yapılacak oylamada, bir şirketin ülke genelindeki TV hanelerinin %39'undan fazlasına erişmesini engelleyen ulusal mülkiyet sınırlamasının kaldırılmasını önerecek. Carr, bu adımı Breitbart'ta yayımlanan bir makaleyle duyurdu ve kararını sosyal medya ile yayın platformlarının yükselişine dayandırdı. Ona göre, Netflix veya YouTube gibi platformlar zaten nüfusun %100'üne ulaşabiliyorken, geleneksel yayıncıları %39 ile sınırlamak rekabet eşitsizliği yaratıyor. Ancak eleştirmenler, bu hamlenin medya tekelleşmesini körükleyeceği ve yerel haberciliği zayıflatacağı konusunda uyarıyor.
Carr'ın önerisi, aslında 1996 Telekomünikasyon Yasası ile belirlenen ve bir şirketin ulusal TV izleyici kitlesinin %39'undan fazlasına ulaşmasını yasaklayan kuralı hedef alıyor. Bu kural, medya sahipliğinin aşırı yoğunlaşmasını önlemek ve yerel topluluklara hizmeti teşvik etmek amacıyla getirilmişti. Carr ise dijital çağda bu kuralın güncelliğini yitirdiğini savunuyor: 'Ulusal programcılar, kamu hava dalgalarına erişmeden ülkenin %100'üne ulaşabiliyorken, yerel TV yayıncılarını %39 ile sınırlamak, rakiplerinin serbestçe yararlandığı ölçeğe ulaşmalarını engelliyor.' Bu argüman, teknoloji devlerinin hakimiyetindeki bir medya ortamında geleneksel yayıncıların rekabet gücünü artırmayı hedefliyor.
Ancak Carr'ın planı, FCC'nin geçen yıl Nexstar ve Tegna arasındaki 6.2 milyar dolarlık birleşmeye tek seferlik muafiyet tanımasıyla da yakından ilişkili. Bu birleşme, eyalet başsavcılarının açtığı davaya rağmen federal bir yargıç tarafından askıya alınmıştı. Carr'ın kuralı tamamen kaldırma girişimi, bu tür dev birleşmelerin önünü daha da açabilir. Uzmanlar, özellikle Sinclair ve Nexstar gibi büyük yayıncıların daha da büyümesine olanak tanıyacak bu adımın, medya sektöründe rekabeti ciddi şekilde azaltabileceğine dikkat çekiyor.
Sonuç ve Değerlendirme
Demokrat FCC Komiseri Anna Gomez, karara sert tepki gösterdi: 'Komisyon, bu sınırlamayı, şirket devleri bundan kurtulmak istedi diye kaldıramaz. Yetki sadece Kongre'ye aittir.' Gomez, Kongre'nin belirlediği %39 sınırının FCC tarafından tek taraflı olarak kaldırılmasının yasal olmadığını vurguluyor. Tarafsız sivil toplum kuruluşu Free Press'in politika ve hukuk danışmanı Matt Wood ise yayıncıların zaten kendi web sitelerini veya kablolu haber kanallarını kurmakta özgür olduğunu belirterek, 'Ulusal sınırlama, yayıncılar için özel bir dezavantaj değil. Tam tersine, yayıncılar nadir kamu hava dalgalarını kullanma lisansına sahip olarak zaten özel bir avantaja sahipler' dedi.
Nasıl Önlem Alınmalı?
Carr'ın önerisinin kabul edilmesi için Cumhuriyetçi Komiser Olivia Trusty'nin desteği yeterli. Ancak oylama geçse bile, FCC'nin bu kuralı kaldırma yetkisine sahip olup olmadığı konusu mahkemede tartışmaya açılabilir. Zira 1996 Telekomünikasyon Yasası, bu sınırlamayı doğrudan Kongre'nin belirlediği bir hüküm olarak içeriyor. Carr'ın kararı, medya sahipliği konusunda yıllardır süren tartışmaları yeniden alevlendirecek gibi görünüyor.
Bu gelişme, Türkiye'deki medya düzenlemeleri açısından da önemli bir referans noktası oluşturuyor. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) benzer şekilde ulusal yayıncılıkta mülkiyet sınırlamaları uyguluyor. ABD'deki bu hamle, teknoloji devlerinin yayıncılık sektörüne etkisi ve geleneksel medyanın rekabet gücünü koruma çabaları arasındaki dengeyi sorgulamamıza neden oluyor. Özellikle yerel haberciliğin geleceği ve medya çeşitliliğinin korunması, tüm dünyada benzer tartışmaların odağında yer alıyor.
Sonuç olarak, FCC'nin 6 Ağustos'taki oylaması, medya sektörünün kaderini belirleyebilecek bir dönüm noktası. Carr'ın vizyonu, daha büyük ve daha güçlü yayıncılar yaratmayı vaat ederken, eleştirmenler bu durumun yerel sesleri boğacağını ve haber çeşitliliğini azaltacağını savunuyor. Teknoloji ve medya dünyasını yakından takip edenler için bu karar, önümüzdeki yıllarda sektörün nasıl şekilleneceğine dair önemli ipuçları barındırıyor. Oylama sonucu ne olursa olsun, medya sahipliği ve rekabet konularındaki tartışmaların daha da yoğunlaşması bekleniyor.
Kaynak: theverge.com