Christopher Nolan'ın Oppenheimer'dan sonra The Odyssey'i yöneteceğini açıklaması, birçok kişi için tam bir dönüş gibi görünüyordu. Yüzeyde iki yapım birbirinden çok farklı: biri 20. yüzyılın en yıkıcı teknolojik gelişimini inceleyen biyografik bir film, diğeri ise Homeros'un destanının canavarlar, tanrılar ve maceralarla dolu bir uyarlaması. The Odyssey, Nolan için yeni bir alan, epik fantaziye dalma ve filmlerinin geçtiği dönemlerden binlerce yıl geriye gitme fırsatı sunuyordu. Ancak tür ve mekandaki bu keskin değişimlere rağmen Nolan, Oppenheimer'a mükemmel bir eşlikçi yaratmayı başardı.
Nolan'ın ellerinde, özellikle filmin sonunda, Odysseus (Matt Damon) Cillian Murphy'nin canlandırdığı J. Robert Oppenheimer ile benzer bir konuma geliyor: dünyaya verdikleri zararın dehşetiyle yüzleşen dahi adamlar. Odysseus binlerce yıllık bir karakter olmasına rağmen, Nolan'ın Oppenheimer da dahil erkek başrol kadrosuna rahatça uyum sağlıyor. Her ikisi de parlak ve son derece yetenekli. Odysseus, Oppenheimer'dan daha fazla olarak, Inception'daki Cobb (Leonardo DiCaprio) ve Interstellar'daki Cooper (Matthew McConaughey) ile birlikte ailelerine kavuşmak için imkansız koşullarda savaşan Nolan erkekleri kulübüne katılıyor.
Oppenheimer ve Odysseus için zekalarının en ünlü örneği, bir savaşı bitiren bir plandır. Oppenheimer'ın atom bombasını icadı, II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinde kilit bir adımdır. Odysseus ise Truva Atı hilesiyle Truva Savaşı'nı kesin olarak sonlandırır. Ancak Nolan erkeğinin bir diğer özelliği de dehasının bir yüke dönüşmesidir. Odysseus ve Oppenheimer için de durum böyledir. Evet, büyük çaplı bir çatışmayı durdurmayı başarırlar, ancak bunu yaparken dünyayı kırarlar.
The Odyssey ve Oppenheimer ile Christopher Nolan kıyamete bakıyor. The Odyssey'de Nolan, Zeus Yasası'nın önemini vurgular; bu yasa, ev sahiplerinin tüm misafirlere saygılı davranmasını gerektirir, çünkü herhangi biri kılık değiştirmiş bir tanrı olabilir. Aynı zamanda, Akdeniz'i kasıp kavuran gizemli Deniz Halkları'nı da öne çıkarır. Nolan bu iki fikri The Odyssey'in aydınlatıcı sonunda birleştirir: Odysseus, dilenci kılığında karısı Penelope'a (Anne Hathaway) Truva'nın yağmalanmasının gerçeğini anlatır. Bu, filmi açan ozanın (Travis Scott) kahramanlık efsanesi ya da Menelaus'un (Jon Bernthal) Telemakhos'a (Tom Holland) anlattığı savaş kahramanı hikayesi değildir. Aksine, 10 yıldır Odysseus'a yük olan acı dolu bir yıkım anısıdır.
Nasıl Önlem Alınmalı?
Truva'ya bir hediye olarak girip sonra sakinlerini öldürmek, Zeus Yasası'nın mutlak ihlalidir, Odysseus Penelope'a söyler. Bu da uygarlığın sosyal düzenini bozar. Denizden gelen adamlar bilinmeyen düşmanlar değildir. Onlar Odysseus, adamları ve Yunan ordusunun geri kalanıdır; evlerine dönüş yolunda köyleri yakıp yıkmakta, sakinlerini terörize etmektedir. Odysseus için bu şiddet dalgası Bronz Çağı'nın sonunun başlangıcını işaret eder ve her şey ona ve hilesine bağlıdır.
Odysseus'un pişmanlığı, Oppenheimer'ın sonunu ürkütücü bir şekilde yansıtır; Oppenheimer ve Albert Einstein (Tom Conti), Hiroşima ve Nagazaki'deki yıkıcı etkilerinden yıllar sonra atom bombasının yapımını tartışırlar. 'Hesaplamalarla sana geldiğimde, tüm dünyayı yok edecek bir zincirleme reaksiyon başlatabileceğimizi düşünmüştük,' der Oppenheimer Einstein'a. 'İyi hatırlıyorum,' der Einstein. 'Ne olmuş?' 'Başlattığımıza inanıyorum,' der Oppenheimer. Filmin son sekansı: füzeler ve patlamalar tüm dünyayı yutarken Oppenheimer izler. Bunu The Odyssey'in son sahnesiyle karşılaştırın: Truva Atı alevler içinde, Zeus Yasası'nın yıkımını ve bildiğimiz dünyanın yanışını işaret eder. Her iki sonla da Nolan kıyameti, yavaş ve kaçınılmaz gelişini, doğal güçlerle değil insan eliyle, en büyük zarar için kullanılan tehlikeli teknoloji veya insanlığın değer verdiği her kodu kıran bir hileyle düşünür. İnsanlığın kendini yok etme eğilimindeki ortak iplik, The Odyssey'i Oppenheimer'ın bir tür devam filmine dönüştürür.
Kaynak: mashable.com