Tasarım her zaman işlevle başlar; işlev, formu şekillendirir. Ancak bu işlev tamamen görünmez kılınamıyorsa ve insanlar onunla etkileşime girmek zorundaysa, kaçınılmaz olarak deneyimin bir parçası haline gelir. Kyrylo Levashov'un da belirttiği gibi, artık soru 'Yardımcı yazılımınızın kullanımı daha iyi hissettirmeli mi?' değil, 'Yardımcı yazılımınız bunu yapmamayı göze alabilir mi?' şeklinde değişti. Bu makalede, sistem araçlarının neden hala bir angarya gibi hissedildiğini ve bu durumu nasıl tersine çevirebileceğimizi keşfedeceğiz.
Büyükannenizin elektrikli süpürgesi, karanlık bir dolapta saklanan güvenilir ama çirkin bir işgücüydü. Dyson, bu pratik aleti, misafirler geldiğinde bile ortada bırakmayı seveceğiniz bir ürüne dönüştürdü. Bulaşık deterjanı, Method onu cam bir kaba koyana kadar sıradan bir üründü; artık mutfağınızın estetiğine katkıda bulunan bir öğe haline geldi. Fiziksel ürün markaları, son yirmi yılda sabun ve elektrik süpürgesi gibi sıradan eşyaları, mutlaka sahip olunması gereken deneyimlere dönüştürdü. Ancak yardımcı yazılımlar, özellikle de sistem bakım araçları, bu sıçramayı henüz yapamadı. Bu araçlar, daha akıllı, daha insani ve duygusal olarak daha az düz bir yaklaşım için fazlasıyla gecikmiş durumda.
Sistem araçlarının hala bir angarya gibi hissettirmesinin dört temel tasarım varsayımı var. İlk olarak, kullanıcının görevden zaten nefret ettiğini varsaymak: Kullanıcılar buraya bir şeyler yanlış olduğu için gelir, bu aracı açmayı seçtikleri için değil. Bu varsayımla tasarım yapmak, yazılımın hızlı, klinik, görünmez olmasını ve bir an önce kullanıcının yolundan çekilmesini ister. Ancak nefret üzerine kurulu bir tasarım, nefret edilmeyi hak eden araçlar üretir. İkinci varsayım, işlevin yeterli olduğu ve duyguların tüketici uygulamalarına ait olduğu: Arayüz tasarımında duygu bir süslemedir. Ancak Method, bulaşık deterjanını süslemedi; kullanıcının bir görevi yerine getirirken kullandığı araçla olan ilişkisini değiştirdi. Üçüncü varsayım, kullanıcılarınızın hayranınız olmadığı: Kimse disk temizliği yaptığı için paylaşım yapmaz. Ancak insanlar, zamanına saygı duyan ve karmaşık şeyleri basit hale getiren araçlara derinden önem verir. Son olarak, tasarımcıların kişiliğe piksel harcamaması gerektiği varsayımı: Yardımcı yazılım nötr, teknik ve unutulabilir görünmelidir. Ancak yazılım sistemi gizlediğinde, insanlar ona olan güvenini kaybeder.
Nasıl Önlem Alınmalı?
Tasarım her zaman işlevle başlar; işlev, formu şekillendirir. Ancak bu işlev tamamen görünmez kılınamıyorsa ve insanlar onunla etkileşime girmek zorundaysa, kaçınılmaz olarak deneyimin bir parçası haline gelir. Bu durumda, insanlar sadece çalışmasını değil, aynı zamanda çevrelerine uymasını, ruh hallerini etkilemesini ve genel deneyimlerine katkıda bulunmasını bekler. İyi bir örnek saattir. Temel işlevi basittir: saati göstermek. Ancak saat, bir kişinin dünyasında fiziksel bir yer kapladığı için, ondan sadece işlevsellikten daha fazlasını istersiniz. Estetik bir rol oynaması ve çevreyi tamamlaması gerekir.
Yardımcı yazılımlarda kullanıcı deneyimi, sektörün kabul etme eğiliminde olduğundan daha önemlidir. Deneyim, işlevin üzerine eklenen bir şey değildir; işlevin nasıl yapılandırıldığı, açıklandığı ve etkileşime girildiğinden ortaya çıkar. Kullanıcıların süreci nasıl anladığını ve deneyimlediğini düşünmeden piyasadaki en işlevsel uygulamayı tasarlayabileceğinizi düşünüyorsanız, o kullanıcıyla bir ilişki kurma fırsatını kaçırıyorsunuz demektir. Bu ihmal edilen UX öğesinin bir kısmı davranışsal bir sorundur: kullanıcılar sistem araçlarından kaçınır çünkü kullanımı zor değildir; bunun yerine, hiçbir noktada olumlu bir duygusal sinyal üretmez. Sorun nadiren karmaşıktır. Bu, olumlu bir deneyimin yokluğudur.
Kaynak: smashingmagazine.com